Hiç düşündünüz mü, biz insanlar aslında hayatımızın ne kadarını gerçekten şimdi yaşayarak geçiriyoruz?
Bir kısmımız geçmişte takılı kalmış durumda.
“Keşke öyle yapmasaydım
“Bunu neden söyledim?”
“Acaba şöyle yapsaydım ne olurdu?”
“Ah, o zamanlar ne güzeldi…”
Geçmişin içinde küçük bir ev kurmuşuz, koltuğuna oturmuşuz, eski anıları açıp açıp seyrediyoruz.
Üstelik aynı sahneyi defalarca izliyoruz.
Filmin sonunu bildiğimiz halde!
Bir de gelecekte yaşayanlarımız var.
“Acaba ne olacak?”
“Ya işler ters giderse?”
“Şu olsun, ondan sonra rahatlarım.”
“Biraz daha para biriktireyim, sonra…”
“Çocuklar büyüsün, sonra…”
“Emekli olayım, sonra…”
“Şu ev işi bitsin, sonra…”
Hayat da kenarda bekliyor
Çünkü biz çoğu zaman hayatı yaşamaktan çok, hayatın ne zaman başlayacağını bekliyoruz.
Geçmişe baktığımızda pişmanlıkları, geleceğe baktığımızda ihtimalleri görüyoruz.
Ama elimizde olan tek gerçek zaman dilimi olan şimdi, çoğu zaman gözümüzden kaçıyor.
Aslında zihnimizin tuhaf bir alışkanlığı var. Geçmişi değiştirmenin, geleceği kontrol etmenin yollarını ararken bugünü sessizce tüketiyor.
Dün olmuş bitmiş.
Yarın ise henüz olmamış.
Ama biz bugünümüzü, dünün hesabını yaparak ve yarının provasını yaparak geçiriyoruz.
Mesela gece yatağa giriyoruz.
Beden yatakta, akıl ise toplantıda!
Sabah söylediğimiz bir cümleyi düşünüyoruz:
“Ben bunu niye söyledim?”
Sonra beş dakika sonra yarını düşünüyoruz:
“Yarın ne olacak?”
Derken uykuya dalmadan önce beynimiz bize bir de 2014’ten kalma bir anı getiriyor:
“Hatırlıyor musun, o gün de çok saçma davranmıştın…”
Sağ olsun, beynimiz arşiv konusunda oldukça çalışkan!
Oysa hayat dediğimiz şey, büyük dönüm noktalarından çok küçük “şimdi”lerden oluşuyor.
Bir kahvenin ilk yudumu.
Sevdiğimiz birinin sesini duymak.
Güneşin yüzümüze vurması.
Bir şarkının bizi yıllar öncesine götürmesi.
Bir arkadaşla edilen kahkaha.
Evdeki sessiz bir akşam.
Bazen hiçbir şey olmaması bile…
Bunların hepsi hayatın kendisi.
Biz ise çoğu zaman “daha güzel bir hayat” beklerken elimizdeki güzel hayatı fark etmiyoruz.
Elbette geçmişi düşünmek kötü değil. Geçmiş bize deneyim verir.
Nereden geldiğimizi hatırlatır.
Hatalarımızdan öğrenmemizi sağlar.
Geleceği düşünmek de kötü değil. Plan yaparız, hayal kurarız, umut ederiz.
Sorun geçmişte veya gelecekte düşünmek değil.
Sorun orada yaşamaya başlamak.
Geçmiş bir öğretmen olabilir ama iyi bir ev sahibi değildir.
Gelecek ise güzel bir hayal arkadaşı olabilir ama henüz taşınabileceğimiz bir adres değildir.
Bizim evimiz bugün.
Belki de kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Ben şu anda gerçekten burada mıyım?”
Yoksa bedenim burada, zihnim üç yıl önceki bir konuşmada mı?
Ya da henüz yaşanmamış bir yarının içinde mi dolaşıyorum?
Belki bugün hayatımızda her şey mükemmel değil.
Zaten hiçbir zaman tamamen mükemmel olmayacak.
Bir sorun bitecek, başka bir sorun çıkacak.
Bir endişe geçecek, başka bir endişe gelecek.
Bir hedefe ulaşacağız, sonra başka bir hedef koyacağız.
İnsan zihni böyle çalışıyor.
O yüzden hayatın bütün taşlarının yerine oturmasını beklersek, büyük ihtimalle o taşları dizerken ömrümüz geçecek.
Belki de mesele, her şey yoluna girdiğinde mutlu olmak değil.
Her şey tam yolunda değilken de hayatın içindeki küçük güzellikleri görebilmek.
Çünkü hayat “sonra” diye bir yerde başlamıyor.
Hayat tam da şu anda oluyor.
Bu yazıyı okurken bile…
Bir dakika daha geçti.
Ve o dakika artık geçmiş oldu.
Gelecek ise önümüzde duruyor.
Ama elimizde olan tek şey?
Şimdi.
Öyleyse geçmişe teşekkür edip yerimize bırakalım.
Geleceğe de selam verelim, planlarımızı yapalım.
Ama sonra dönüp bugünün yanına oturalım.
Çünkü hayat, biz “Ne zaman başlayacak?” diye beklerken çoktan başlamış olabilir.
Hatta belki de uzun zamandır devam ediyor.
Biz sadece bazen seyirci koltuğunda oturup kendi hayatımızı izliyoruz.
Oysa sahne hâlâ açık.
Ve perde henüz kapanmadı.
Hepinize eçmişin tecrübelrinden güç alıp, geleceğin umutlarını taşıdığınız..ama hayatı n çok şimdide yadadığınız…bügünün tadıını yaşadıgınız..keyifli günler diliyorum
