Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba…
Umarım hepiniz bolca güzel anı biriktirdiğiniz, yüzünüzde güzel bir tebessüm bırakan şahane bir yaz mevsimi geçirmişsinizdir.
Ve inanıyorum ki, asıl güzel günler hâlâ ileride.
Benim içinse bu yaz, biraz farklıydı.
Çok düşündüğüm bir yazdı.
Durmak istedim. Kendime biraz zaman ayırmak, olup bitenleri anlamak, hayatın içinde nereye doğru yürüdüğümü görmek istedim.
Ama insan bazen “durmak istiyorum” derken bile koşturmaya devam ediyor.
Oysa düşünmek için de durmak gerekiyor.
Hiç sokakta dalgın dalgın yürüyen bir insan gördünüz mü?
Ben gördüğümde hep merak ederim. Acaba ne düşünüyor?
Bir anısını mı hatırlıyor?
Bir kararın eşiğinde mi?
Bir kırgınlığını mı taşıyor?
Yoksa az önce yaşadığı bir şeyin şaşkınlığını mı sindirmeye çalışıyor?
Belki de hayatında ilk kez kendine şu soruyu soruyordur:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
Düşünmek, bana göre insanın kendisiyle yaptığı en sessiz ama en önemli konuşma.
Gün içinde o kadar çok şey yapıyoruz ki…
İşler, sorumluluklar, telefonlar, mesajlar, yetişilecek yerler, söylenecek sözler… Sürekli bir şeylere cevap veriyor, bir şeyleri yetiştiriyor, bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz.
Peki kendimize ne zaman yetişiyoruz?
Ne zaman durup “Ben nasılım?” diye soruyoruz?
Bazen hayatın sesini biraz kısmak gerekiyor.
Çünkü sürekli dışarıdan gelen sesleri dinlerken kendi içimizden gelen sesi duyamıyoruz.
Durmak tembellik değildir.
Aksine, bazen durmak büyük bir cesarettir.
Çünkü durduğunuzda hayatınızla baş başa kalırsınız.
Kaçtığınız düşünceler gelir oturur yanınıza.
Ertelediğiniz sorular karşınıza çıkar.
Kırgınlıklarınızı, pişmanlıklarınızı, sevinçlerinizi, korkularınızı yeniden gözden geçirirsiniz.
Bir nevi hayat muhasebesi yaparsınız.
“Neyi doğru yaptım?
“Nerede kendimden vazgeçtim?
“Kimleri hayatımda gereğinden fazla tuttum?
“Kimlere hakkından fazla anlam yükledim?”
“Peki kendime ne kadar alan bıraktım?”
Bu soruların hepsinin cevabını hemen bulmak gerekmiyor.
Bazen sadece soruyu sormak bile yeterli.
Çünkü insan kendine doğru soruyu sorduğunda, cevabın bir gün mutlaka geleceğine inanıyorum.
Bir de şu var…
Sinir sistemimizin şalterini kapatmaya ihtiyacımız var.
Bir süreliğine hiçbir şeyi çözmeye çalışmadan, kimseye yetişmeden, kimseyi memnun etmeye uğraşmadan sadece kendimize ait bir zaman…
Bir kahve. Bir yürüyüş. Sessiz bir oda. Pencereden dışarı bakmak. Telefonu bir kenara bırakmak.
Ve sadece düşünmek…
Belki de modern hayatın bize unutturduğu en büyük lükslerden biri bu: Kendimizle baş başa kalabilmek.
Çünkü insan bazen cevapları başkalarında değil, kendi sessizliğinde buluyor.
Ben bu yaz bunu biraz daha iyi anladım.
Her şeyi hemen çözmek zorunda olmadığımızı… Her soruya hemen cevap vermemiz gerekmediğini… Bazı şeylerin zamana, bazı şeylerin sessizliğe, bazı şeylerin ise sadece biraz düşünmeye ihtiyacı olduğunu…
Belki siz de bu yaz çok düşündünüz.
Belki bazı kararlar aldınız, bazı insanları hayatınızdan çıkardınız, bazılarını daha sıkı sarılarak hayatınızda tuttunuz.
Belki de hiçbir şey yapmadınız.
O da olur.
Bazen hiçbir şey yapmadan sadece kendini dinlemek bile çok şey yapmaktır.
Yeni bir mevsime girerken hepimize küçük bir önerim var:
Arada bir durun.
Hayat biraz bekleyebilir.
Telefon biraz sonra çalabilir.
Mesaj biraz sonra cevaplanabilir.
Dünya sizsiz de birkaç dakika dönmeye devam eder.
Ama siz, kendi içinizde neler olup bittiğini fark etmek için kendinize o birkaç dakikayı verin.
Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, hayatındaki bütün ilişkilerin temelidir.
Ve belki de bazen ihtiyacımız olan şey yeni bir başlangıç değil…
Sadece biraz durup, nerede olduğumuzu anlamaktır.
Sevgiyle kalın.
