Kararlarımızın labirentinde, duygularla mantık arasında kurduğumuz o ince köprü, belki de insan olmanın en incelikli sanatıdır. Her gün iş yerine adım attığımhızda, okulda sınavlara girdiğimizde, evlilik kararı verirken ya da mesleğimizi seçerken kulağımıza aynı cümle fısıldanır: “Duygularını karıştırma.” Sanki mantık tek başına bir pusula, duygular ise yolumuzu şaşırtan bir sis bulutuymuş gibi…
Oysa biz robot değiliz. Biz, sabah kötü bir haber alıp yine de işe gitmek zorunda kalan, içindeki fırtınayı bastırarak kalabalığa karışan insanlarız.
Yüreğinde ağırlık varken, yüzünde bir “iyiymiş” ifadesi taşımaya çalışanlarız. Böyle bir anda, “duygularını karıştırma” demek ne kadar rasyoneldir?
İnsan, yaşadığını kapının dışında bırakıp içeri girebilen bir makine değildir. İnsan, yaşadıklarıyla gelir, hissettikleriyle oturur, düşündükleriyle karar verir.
Çocuklarımıza özellikle meslek seçimi söz konusu olduğunda hep mantıklı olmalarını öğütleriz. Ressam olmak isteyen çocuğa, “Önce elinde bir mesleğin olsun, resim sonra da yapılır” deriz. Müzik tutkusu olan bir gence, “Hobi olarak yaparsın” diye yol gösteririz.
Mantıkla kurulmuş bu cümleler, yıllar sonra içimizde bir eksiklik olarak geri dönmez mi? Hayalindeki mesleği yapamamış insanların, belli bir yaştan sonra eline boya kalemi alması, bir müzik aleti çalmaya başlaması, yarım kalmış bir duygunun telafisi değil midir?
Demek ki insan, zamanında mantıkla bastırdığı duygularını, hayatının başka bir döneminde mutlaka onarmaya çalışır.
Çünkü duygular yok sayıldığında kaybolmaz; sadece ertelenir.
İş hayatında da sıkça duyarız bu cümleyi: “Duygularını işe karıştırma.” Peki bu ne kadar mümkündür? Sabah evinden üzgün çıkan, bir yakınının hastalığını düşünen, bir kaybın yasını yaşayan biri, masasına oturduğunda tüm bunları askıya alabilir mi?
Duygularımızı dışarıda bırakmamız istenirken, aslında bizden insanlığımızın bir parçasını bırakmamız beklenir.
Oysa insan olmak, tam da bu kırılganlıkla anlamlıdır. Bizi biz yapan; yalnızca düşündüklerimiz değil, hissettiklerimizdir de.
Duygularımız, bazen bir fırtına gibi içimizi sarsar, bazen de bir fısıltı gibi yol gösterir. Mantık ise bu fırtınada savrulmamak için tutunduğumuz daldır. Biri olmadan diğeri eksiktir.
Her karar, aslında bir denge arayışıdır. Ne yalnızca kalbin peşinden gitmek, ne de sadece aklın izinden yürümek… İkisini yan yana koyabildiğimizde, kararlarımız bize ait olur.
Başkasının doğrularıyla değil, kendi iç sesimizle şekillenir.
Çünkü insan, sadece geçmişinin izleriyle değil; hayallerinin yankısıyla, sevdiklerinin dokunuşuyla, yaşadığı anların duygusuyla var olur. Duygularımızı yok saymak bizi eksiltir; mantığımızı susturmak ise bizi savurur. Asıl ustalık, bu ikisini birlikte taşıyabilmektir.
Hayatım boyunca şunu gördüm: En doğru kararlar, içimde bir huzur bırakan kararlardı. Ne sadece mantığa yaslanan, ne de sadece duygulara kapılan… İçimde sessiz bir denge oluşturan kararlar.
Benim de hayat felsefem, Hazreti Muhammed’in unutulmaz sözüdür:
“Aklım beni yanıltmadı, kalbim de aklımı yalanlamadı.”
Kararlariniz hep icinizi isitsin..saglikli gunler dilerim

Yüreğine sağlık Elif hanım
Harika bir denge yazısı… Aklın ve kalbin el ele yürüdüğü o huzurlu yolu ne kadar duru tarif etmişsiniz. Yazının sonundaki o kıymetli sözle mühürlediğiniz bu hayat felsefesi, aslında hepimizin aradığı o içsel barışın anahtarı gibi. Duygularımızı yok saymadan, mantığımızı susturmadan ‘kendimiz’ kalabilmeyi sayenizde bir kez daha hatırladık. Kalbinizdeki o sükunetin kaleminize yansıması büyük bir şans. Emeklerinize sağlık.
Sertan
Hayatı boyunca duygulariyla hareket etmiş biri olarak ben de denge önemli diyorum.. Az bir mantik katsaymişim kararlarına iyi olurmuş.. 🙂
Yine çok yön gösterici bir yazı olmuş. Herkese faydalı olacağından eminim.
Devamını beklemekteyim.
Denge herseyde olduğu gibi hayatımızda da önemli. Harika bir yorum keyifle okudum. Kaleminize saglik👏
Kaleminize, yüreğinize sağlık… Modern dünyanın bizden beklediği o ‘duygusuz profesyonellik’ maskesinin aslında bizi ne kadar eksilttiğini çok zarif bir dille anlatmışsınız. İnsanı sadece mantıktan ibaret bir makine değil, hissettikleriyle var olan bir bütün olarak görmeniz çok kıymetli. ‘Aklın kalbi yalanlamadığı’ o dengeyi bulma yolculuğunda, sizin bu bilgece rehberliğiniz ruhumuza çok iyi geliyor. Bizlere insan olduğumuzu hatırlattığınız için minnettarım
Sertsn
Duygular yok sayıldığında kaybolmaz; sadece ertelenir. Bu söz o kadar doğru ki… Bir dostum, yaşadığı bir kaybın ardından duygularını ve acısını bastırmak için pek çok yol denedi. Bir süre işe yaradı gibi görünse de, zamanla acısı daha şiddetli bir şekilde geri döndü ve onu derinden sarstı. Bu derin ve sarsıcı cümleyi okuduğumda aklıma doğrudan bu yaşadıkları geldi. Gerçekten harika bir ifade