Cumartesi, 31 Ekim 2026 31.10.2026
13°C
USD 49,65
EUR 55,60
Altın 6.385
Benzin 76,80
Dizel 97,20

Kırmızı Şapkalı Kız’a Bir de Buradan Bakın

Kırmızı Şapkalı Kız’a Bir de Buradan Bakın

Kırmızı Şapkalı Kız’ın hikâyesini hepiniz bilirsiniz.
Yıllarca bu hikâyeyle büyüdük.
Masum bir kız… Elinde sepeti.
Hepimiz ona acıdık.
Hepimiz onun için üzüldük.

Bir de kurt vardı.
Hain kurt.
Kötü kurt.
Acımasız kurt.

Ne istemişti Kırmızı Şapkalı Kız’dan?
Babaannesini yediği söylenen, küçücük bir kızı kandıran kötü bir kurttu o.

Ve bir gün…
Nihayet mikrofonu kurda uzattılar.

Yıllarca bana kimse sormadı.
“Sen ne yaşadın?” demedi.
Herkes beni dinlemeden hüküm verdi.

Ve ben konuşmaya başlamadan önce şunu söyledim:
“Öncelikle, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Ama lütfen olaylara bir de benim penceremden bakın.
Çünkü her şey sizin bildiğiniz gibi değil.”

Evet, yıllardır bu ormanda yaşadık.
Atalarım da burada yaşadı.
Bu ormanı bilirim.
Yollarını, sessizliğini, karanlığını…
Nerede durulur, nerede susulur, bilirim.
Bu ormana güvenirim.
Bu ormanı severim.

Herkes beni kötü bilir ama bilmezler ki ben bu düzenin içindeyim.
Babaanneyi de çok iyi tanırım.
Babaanne hanım eski bir dostumdur.
Zaman zaman birlikte kahve içer, uzun uzun sohbet ederiz.

Bir gün yine kahve içerken içini döktü bana.
Torununun herkese çok kolay güvendiğinden bahsetti.
Daha ilk dakikada her şeyi anlattığından…
Ne kadar tembih etse de onu dinlemediğinden…

İşte tam o an aklıma bir fikir geldi.

“Gel,” dedim,
“ona küçük bir ders verelim.
Zarar vermek için değil…
Hayat onu incitmeden önce uyarmak için.”

Plan yaptık.

Kırmızı Şapkalı Kız yine bir gün sepetiyle yoldayken karşıma çıktı.
Beni tanımıyordu.
“Adın ne?” diye sordum.
Hiç düşünmeden söyledi.
“Nereye gidiyorsun?” dedim.
Babaannesine gittiğini, adresini anlattı.

Aynı babaannesinin söylediği gibi…
Çok saf.
Herkese her şeyi anlatan bir çocuk.

Konuştuğumuz gibi ondan önce eve gittim.
Babaanne dolaba saklandı.
Ben yatağa yattım, giysilerini giydim.

Ve kız geldi.

Bakmadan…
Görmeden…
Sepeti masaya koydu.
Dakikalardır yatakta yatanın babaannesi olmadığını fark etmedi.

Sonra sorular başladı:
“Babaanne, gözlerin niye büyük?”
“Ellerin niye büyük?”
“Burnun niye büyük?”

Soruyordu ama bakmıyordu.
Bakıyordu ama görmüyordu.

Sorular bitince üstümdekileri çıkardım.
“Ben babaanne değilim,” dedim.
“Bak… insanlara güven demiyorum.
Ama herkese güvenme.”

O sırada babaanne dolaptan çıktı.
Gürültüyü duyan bir avcı içeri girdi.
Beni görünce yanlış anladı.
Bir arbede çıktı.

Hepsi buydu.

Ben çok kötü biri değilim.
Biraz abartmış olabiliriz, kabul.
Ama niyetimiz kötü değildi.
Sadece küçük bir ders vermek istedik.
Bazen en masum uyarılar bile, yanlış yerden bakıldığında suç gibi görünür.

Biz olaylara çoğu zaman tek bir yerden bakarız.
Birini hemen masum, diğerini hemen suçlu ilan ederiz.
Dinlemeden karar verir, anlamadan hüküm veririz.
Oysa her hikâyenin bir de anlatılmayan tarafı vardır.
Başka bir sesi, başka bir gerçeği…

Bazen hayatta da böyledir.
Birini bir cümleyle sileriz.
Birini tek bir hatayla etiketleriz.
Çünkü onun hikâyesini değil, bize anlatılan kısmını biliriz.
Neden sustuğunu, neden yanlış yaptığını,
neden o noktaya geldiğini merak etmeyiz.

Oysa bazen tek bir soru her şeyi değiştirir:
“Sen ne yaşadın?”

Şimdi soruyorum:
Biz gerçekten her zaman doğru yerden mi bakıyoruz?

Belki de cevap, biraz durup bakmayı seçtiğimiz yerde saklıdır.

Gününüz güzel geçsin.

5 Yorum

  1. Metnin en güçlü cümlelerinden biri:
    “Sen ne yaşadın?”
    Doğru zamanda sorulan doğru bir sorunun önemini anlatan alternatif bir perspektif sunan bu hikayenin okuyucuya çok şey katacağından eminim.

  2. Kaleminize sağlık…

    Ne kadar kıymetli bir hatırlatma; bizler çoğu zaman hikâyelerin sadece bize ezberletilen ‘vitrin’ kısmıyla ilgileniyoruz. Oysa her madalyonun bir de karanlıkta kalan, nefes alan, anlatılmayı bekleyen bir öteki yüzü var.

    Siz bu yazıyla sadece kurda mikrofon uzatmamış, aynı zamanda modern dünyanın en büyük eksiği olan ‘merhametli bir merakı’ hatırlatmışsınız.

    ‘Sen ne yaşadın?’ sorusu, aslında bir insanı (ya da bir hikâyeyi) yargılamadan önce ona açılan en şefkatli kapı. Masumiyetin bazen tedbirsizlikle, koruma içgüdüsünün ise bazen canavarlıkla karıştırıldığı bu puslu dünyada; bakmak ile görmek arasındaki o ince çizgiyi ne kadar da zarif bir dille çizmişsiniz.

    Bize dayatılan ‘kötü’ karakterlerin ardındaki yorgun dostlukları, ‘iyi’lerin içindeki saklı zaafları ve en önemlisi, adaletin ancak her iki tarafı da dinlediğimizde yerini bulacağını hissettiren bu dokunuşunuz için teşekkürler. Bazen bir kurdun samimiyeti, bir avcının kör öfkesinden çok daha öğreticidir.

    Gerçeğin tek bir pencereye sığmayacak kadar geniş olduğunu bizlere yeniden hatırlattığınız için minnettarım.

  3. Başka açılardan bakabilmek ne kadar önemli bu devirde.. gittikçe kutuplaşıyoruz ve bu bakış açısına ihtiyacımız var

  4. Adalette bunu gerektirir zaten Elif Hanım teşekkürler güzel hatırlatmanız için.

  5. Harika bir hikaye ile çok net bir anlatım. Çok keyifle okudum. Kaleminize sağlık.