Pazartesi, 20 Nisan 2026 20.04.2026
16°C
USD 44,78
EUR 52,79
Altın 6.915

Fark edilmeyen gençler, büyüyen toplumsal risk

Fark edilmeyen gençler, büyüyen toplumsal risk
🎧 Sesli Özeti Dinle

Geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş yaşanan okulda silahlı şiddet olayları, bir öğretmen olarak beni derinden üzdü ve sarstı. Okulların çocukların kendini güvende hissettiği, öğrenmenin ve gelişimin merkezinde olduğu yerler olması gerekirken, böylesi olaylarla anılması hepimiz için büyük bir endişe kaynağıdır. Bu yaşananlar, sadece bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda toplum olarak üzerinde düşünmemiz ve sorumluluk almamız gereken ciddi bir sorunun varlığını da açıkça göstermektedir.

Bu olaylar, son zamanlarda toplumda artan saldırgan, öfke dolu, hakaret içeren ve tehditkâr üslubun bizi hangi noktalara getirdiğini açıkça gözler önüne serdi. Çocuklarımızın, biz yetişkinlerin davranışlarını model alarak öğrendiği bir dönemde; toplumda yaygınlaşan bu şiddet dilinin, ilgi ve sevgiden yoksun kalan gençleri nasıl etkilediği bir kez daha ortaya çıktı.

Gençlerde şiddet, bir anda ortaya çıkan bir durum değil; birçok risk faktörünün üst üste gelmesiyle oluşan bir sonuçtur. Çocukluk travmaları, aile içi iletişim sorunları, akran zorbalığı, sosyal dışlanma ve yalnızlık hissi… Bunların her biri, bir çocuğun iç dünyasında sessiz ama derin izler bırakır.

Aslında gençlerin ruh hali, dikkatle bakıldığında ya da onlarla güçlü bağlar kurulduğunda kendini belli eder. Ancak bu işaretler çoğu zaman yeterince ciddiye alınmaz. Örneğin aşırı saldırgan davranışlar “dikkat çekme çabası” olarak görülürken; anormal derecede içine kapanma ve yalnızlaşma ise basit bir “ergenlik problemi” olarak değerlendirilip geçiştirilebilmektedir.

Oysa araştırmalar, şiddet eğilimi gösteren gençlerin önemli bir kısmının bunu önceden bir şekilde belli ettiğini ortaya koymaktadır. Yani aslında çocuklar susmuyor; biz onları duymuyoruz. Bazen sosyal medyada, bazen arkadaş ortamında, bazen de sıradan görünen cümlelerin içinde bir “yardım çağrısı” gizli oluyor.

Bir diğer önemli mesele ise dijital dünyanın etkisidir. Özellikle gençlerin uzun zaman geçirdiği bazı çevrim içi ortamlar, şiddeti sıradanlaştırmakta ve kimi zaman yüceltmektedir. Kimlik arayışı içinde olan, özellikle aileden ve sosyal çevreden kopuk gençler için bu ortamlar zamanla gerçek dünyanın yerini alabilmektedir. Sağlıklı bir rehberlikten yoksun kalındığında ise bu sanal alanlar, öfkenin sağlıksız biçimde dışa vurulmasını normalleştirebilmektedir.

Peki ne yapmalıyız?

Çoğu zaman çözümü sadece disiplin ya da güvenlik çerçevesinde ele alıyoruz. Daha fazla kamera, daha sıkı kurallar… Elbette güvenlik önemlidir. Ancak sadece buna odaklanmak, sorunun uzun vadeli çözümüne katkı sağlamaz.

Bu tablo içinde en kritik noktayı unutmamak gerekir: Çocuklar bize bakarak öğrenir.

Evde sabırsızlığı, sokakta kabalığı, ekranda şiddeti gören bir çocuk; bunları normal kabul eder. Biz yetişkinler kendi dilimizi, tavrımızı ve ilişkilerimizi gözden geçirmeden çocuklardan farklı davranmalarını bekleyemeyiz.

Özetle şunu söyleyebiliriz ki, gençlerde şiddeti önlemek yalnızca kuralları artırmakla ya da cezaları ağırlaştırmakla mümkün değildir. Asıl ihtiyaç; erken fark etmek, doğru anlamak ve zamanında destek olmaktır. Çünkü her öfkenin ardında bir ihtiyaç, duyulmamış bir ses vardır. Eğer biz yetişkinler bu sesi duymayı öğrenebilirsek, sadece şiddeti azaltmakla kalmayız; aynı zamanda daha sağlıklı, daha güçlü ve birbirini anlayabilen bir toplumun da temelini atmış oluruz.

Bir Cevap Yazın

www.40birhaber.com sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin